Yıllar... Sadece takvim yaprağı değil,
Aramızda esneyen koca bir çöldü.
Her gün doğumu, sensizliğin ağır nefesi,
Uçsuz bucaksız, bilinmeyen bir yerdi.
Duvarımda asılı kalan tek fotoğraf,
Solgun bir güneş gibi, unutulmaz bir yadigâr.
(Ah, Yedi Deniz Aşırı Vuslat!
Kaç mektup yaktım da ulaştı sana dumanı?
Her yıldız kayışı bir 'Gel' nidâsı,
Zamanı durduran o büyük sızı.
Dön demem, biliyorum döneceksin bir gün,
Ama her saniye bir asır sanki, bu sensiz hüzün.
Ruhumun en derininde, seninle atar)
Şehirler değişti, diller farklılaştı,
Ben aynı gökyüzüne bakıp, seni aradım.
Rüzgâr, uğultulu bir fısıltıyla geçti,
'O da seni anıyor' dedi, 'Sakın unutma.'
Okyanusun tuzunda, gözyaşım var mıdır, bilmem,
Ama her dalga sesi, bende bir umut yeşertir.
(Ah, Yedi Deniz Aşırı Vuslat!
Kaç mektup yaktım da ulaştı sana dumanı?
Her yıldız kayışı bir 'Gel' nidası,
Zamanı durduran o büyük sızı.
Dön demem, biliyorum döneceksin bir gün,
Ama her saniye bir asır sanki, bu sensiz hüzün.
Ruhumun en derininde, seninle atar)
Aşk... Bir gemi miydi ki, limandan ayrı kaldı?
Yoksa yemin miydi, mesafe onu sınadı?
Bu hasret, artık tenimde bir dövme,
Gönlümde açan, acıyla beslenen bir gülme.
Gel artık... Yorgun düştü bu kalp, beklemekten.
(Yedi Deniz Aşırı! Bitmeli artık bu Vuslat!
Gel, erit bu kışları, yak yeniden bu hayatı.
Söz veriyorum, geri kalan her anımız,
Birbirine kenetlenmiş, sonsuz bir an olacak)