Bu sabah uyandım, pencere aynıydı,
Ama camdaki buğuya bir çizik attım ben.
O, seninle aramızdaki sessiz çizgiydi,
Ne silinir, ne de kimse fark eder senden başka.
Sen giderken arkanda kırık bir vazo da bırakmadın ki;
Benim ayrılığım, çekmecede unutulmuş bir anahtar,
O anahtar, hiçbir kapıyı açmayacak artık,
Sadece varlığını bilmek, bir yük omuzumda.
Bak, gökyüzü de aynı gri tonunda,
Tek fark, nefesim şimdi daha dikkatli çıkıyor,
Benim ayrılığım, yarım bırakılmış bir satranç oyunu ,
Ne şah çekildi, ne de mat; sadece taşlar dondu.
Benimle son konuşmanda, sesin titremedi bile.
Oysa içimde devrilen kulelerin sesini, sen de duymalıydın.
Duymadın. Ya da duydun , sen susmayı seçtin.
Ne fırtına koptu, ne de dramatik bir veda öpücüğü.
Tamamlanmamış bir kitabını aldım taşınırken.
Son sayfasının boşluğunu okuyorum her gece.
Bizim aşkımız,büyük bir tapınaktı,
Bu yüzden yıkılışı da gürültüsüz oldu, Mükemmel bir çöküş.
En acısı, ne sana ne bana, kimseye hesap soramamak.
Evet, bu ayrılık, bilinmeyen bir notada biten melodi.
Duymayanlar için sadece bir sessizlik ânı.
Ama biz biliyoruz ki, o sessizlikte, bütün kelimelerimiz öldü.
Biz, yaşanmamış ayrılığın tek tanığıyız.