Aramızda kaç okyanus yorgun düştü?
Kaç harita eskidi, kaç şehir küstü?
Ben burada güneşin batışını tutarken,
Sen orada doğuşuna uyanıyorsun...
Senin sabahın, benim en koyu gecem,
Sanki bir aynanın iki yüzünde hapsolmuşuz , Sesin, kablolardan süzülen bir hayalet,
Ekranda donan gülüşün, en büyük adalet.
Dokunmak istiyorum o pürüzsüz cama,
Parmak uçlarımda soğuk bir dünya...
Yıllar saçlarımıza beyaz karlar serpti,
Ama kalbimiz hala o ilk vedanın ateşinde.
Ah, bu kristal meridyen!
Bizi birbirimizden keskin bir bıçak gibi ayırıyor!
Sesim okyanusun tuzunu delip geçiyor, duyuyor musun?
Mesafeler birer yalan, bu özlem tek gerçek!
Sen benim diğer yarım değil,
Hiç ulaşamadığım gökyüzümsün!
Biliyorum, bir gün bu yollar diz çökecek.
Zaman, bizi ayırdığına pişman olacak.
Gözlerini kapat...
Aynı ayın altındayız, aynı rüzgar değiyor tenimize.
Senin soluğun, benim ciğerimde bir sızı...
(Gel artık!)
Yıkılsın bu sessiz duvarlar!