Senin Adın Kış Olsun
Geçmişinin kişi titretiyor sa yüreğini,
şimdi ki mevsimlerin ne önemi var ki?
Dünkü kuru toprağa fidan ekse,
hiç yeşerir mi şimdi baharın da?
Bir yılda dört mevsim,
bende ise bir yılın çeyreği,
senin adın kış olsun...
Üzerimi, çıklıklarımı bastıran,
kar taneleri yağmıyor,
nefesimi kesen bir şal doladım boynuma,
senden kalan,
soğuk hava kadar ısıtmıyor ciğerlerimi.
Ellerim hayalinin cebinde,
dokunsam cam parçası gibi dağılacak,
sen ki yüreğimde yaş tutmuş odunsun,
senin adın kış olsun...
Hatıralarım buz tutmuş,
kirpiklerimin ucunda,
göz kapaklarımı hissetmiyorum,
her attığım adım beni buzlar cehennemine sürüklüyor.
Hüzün, mutluluğun nazlı yanı derlerdi de,
senin nazın benim soğuk toprağım,
buzlardan tabutlar, çıplak ayaklarım,
işte benim en günahkar yanım...
Buzlar ülkesinde cehennemi yaşamaktayım.
Yanarak donuyorum,
işte bu yüzden senin adın kış olsun...
Buzdan kılıçlar, körelen kalkanlarım,
savunmasızlık içindeyim,
her aldığım darbede buz kanıyor yaralarım,
çığlıklar, bu ne feryat!
Bu ne yalvarış, bu ne gürültü!
Ben hangi zamandayım?
Üşüdüğüm yerden yanıyorum.
Bu kendime son günahım olsun,
senin adın kış olsun...
Sessizleşiyor çığlıklarım,
bu savaşın zaferi yok,
yok oluyor avuçlarımda ki dua,
süretin yetmiyor nefesime,
gülüşünde ki ışıklar?
Nasıl bir karanlık doğuyor güneşime?
Geceler boyu titreyen yüreğime,
sensizlik yemin olsun,
senin adın kış olsun...
Sonsuz bir yangın, sonsuz bir çığlık bu.
Hayalin, cennetin bahçesinde tanrı ile sevişirken,
meleklerin kara kanatları çöküyor güneşime.
Aldığım her darbede sen akıyorsun,
günah günah, azap azap,
ellerimi buzdan alevlere kaldırdığım son duam olsun,
senin adın kış olsun...