Yorgunum...
Karanlık bir gecenin esintisine kapılmış çıplak tenim.
Henüz daha 28’imdeyim.
Temmuzun rüzgarı insanı üşütür mü hiç?
Kara kışta yalın ayak yürüyen, içimdeki piç!
Ne desem de tutunamadı kurumuş ağacın dallarına.
Yaprak desen dahi kalmamış, gölgesine sığınsın...
Onca sene umudu içinde taşıdın da ne oldu?
Sen nasıl bir sığırsın?!
Çekirdek bağı derler, çok tuzlu; kabuğu yakar dili.
Kara tenli velet, nereye gitse sığamaz; taşırır ili.
Gözle de görülmez ki kalbi, herkes ister karşılıksız iyiliği.
Kime döndürse kafasını, vardır bir bildiği...
Çabalarsın ama kimse fark etmez işsizi...
Herkes oldu da bir sen mi adam olamadın,
Allah’ın dişsizi!
Gün gelir, ağırlık çöker saç teline; ruhun beyazlar.
Sadece hiçbir yere sığmayanlar mıdır yazanlar?
Hep yazarlar...
Bir tek beyaz sayfa etmez mi bu insanlar?
Sadece susan ve sabredenlerin mi mezarını kazarlar?
Hiç bağım olmayan çıkarlar arasında övüldüm...
Sordular hep: “En iyisiyle var mı aran?”
Olsa bile, ardını döndüğümde sövüldüm.
Huzuru aramakla uğraşma, sakın! Yoksa paran...
Yaşım ilerledikçe kabuğuma gömüldüm.
Şafak sökerken alır mı beni de benden?
Bir ardımda yâre üzülürüm; gönlü sele döner...
Bir insanın umut ettiği tüm yıldızlar mı söner?
Damarlarım ki kan ile... Düşüncelerim arasında kuramıyorum hâkimiyet.
Tek doğru yol mudur: teslimiyet?
Yorgunum..
E.Ç.G