Karanlığın içinde yürürken adımlarımın sesi bile beni terk ediyor sanki; ne bir nefes, ne bir umut, ne de sana dair kalan son bir iz bana eşlik ediyor. Geceler uzadıkça içimdeki boşluk büyüyor, senin adını her hatırladığımda bir yarayı yeniden açıyormuş gibi acıyorum. Zamanın geçmesi gerekiyordu, unutmam gerekiyordu, alışmam gerekiyordu ama hiçbirine tutunamadım; çünkü kalbimin en sessiz yerine sakladığım anılarımız, her gece içimde yankılanan fısıltıların en gürültülüsü oluyor. Sen giderken kapıyı sessiz kapattın ama ben o sessizliğin içinde bin kere yıkıldım, bin defa düştüm, her kalkışımda yeniden senin eksikliğine çarptım. Bir gülüşün vardı, hatırladıkça içimde hâlâ güneş açıyor ama aynı zamanda yağmur gibi dökülüyorum, çünkü artık o gülüş bana değil, biliyorum. Yine de kendimi kandırıyorum bazen, “Belki dönersin,” diyorum, “Belki bir gün, bir tesadüf, bir rüzgâr seni yeniden bana taşır.” Ama rüzgâr sadece saçlarımı savuruyor, seni hiç getirmiyor. İnsan en çok neyi, kimi kaybettiyse ona dönüşüyormuş; ben artık yarım kalmış cümlelerin, söylenmemiş sözlerin, yarıda bırakılmış bir hikâyenin ağırlığında nefes almaya çalışıyorum. Hâlâ seni anlatan bir şarkı çaldığında içime çöken sessizliği kimse görmüyor; kalabalıkların içinde kaybolmuş bir adım, senin aradığın ama bulamayacağın bir ses gibi sürükleniyorum. Her sabah doğan güneşin altında yeni bir başlangıç varmış gibi davranıyorum ama gün bitip de yalnızlık üzerime çökünce, içimde senden kalan gölgenin hâlâ beni izlediğini hissediyorum. Keşke bazı şeyler bu kadar zor olmasaydı, keşke gitmek bu kadar kolay, kalmak bu kadar ağır olmasaydı. Seninle tamamladığım yanlarım şimdi sensizliğin yaralarında kanıyor ve ben her gece kendimi toplamaya çalışırken, kalbimin en derin yerinde hâlâ “Gelme artık, ama gitme de…” diye fısıldayan bir ses var. Çünkü seni unutmak istemiyorum ama hatırlamak da canımı yakıyor. Bir gün birimizin yüreği iyileşir belki; belki ben senden kalan kırıklarla yaşamayı öğrenirim, belki sen bir gün dönüp ardına baktığında, bıraktığın o sessiz çığlığın hâlâ içimde yankılandığını hissedersin. Ama o güne kadar, ben içimdeki karanlığı senin ışığınla değil, kendi acımın solgun parıltısıyla aydınlatmaya çalışacağım. Çünkü aşk bazen gitmekle değil, kalamamakla bitiyor; bazen en büyük hikâyeler, yarım kalan satırlarda saklanıyor. Ve ben, sana yazdığım ama asla gönderemediğim bu uzun şarkıda, kendimi her kelimede biraz daha kaybederek seni aramaya devam ediyorum.