Bak, bu duyduğun nota değil; gece yarısı asfaltın üzerine düşen yağmurun gri sesi. İnsanlar dünyayı sadece gözleriyle gördüklerini sanıyorlar. Oysa sanat, o gürültünün içindeki saklı orkestrayı duyabilmektir. Sokak lambasının titrek ışığı bugün kulağımda si bemol olarak inliyor. Görebiliyor musun sesimi? Mavi bir duman gibi yükseliyor mikrofondan. Her hece, tenine değen ince bir zımpara kağıdı; hem yakıyor hem de ruhunun pürüzlerini alıyor.
Sokak dediğin, birbirine çarpan hayallerin çıkardığı o metalik lezzet. Çöp tenekelerinin kokusu zihninde ağır bir bas gitar solosu gibi patlıyor. Biz, görünmeyeni duyan, duyulmayanı dokunanlarız. Kelimelerim artık sadece anlam taşımıyor; her biri birer ağırlık, her biri birer koku. Adalet dediğimde ağzına gelen o paslı demir tadını hisset. Gerçek sanat, o tadı sana bir şarkıyla yedirebilmektir.
Yüzüme gülenlerin arkasından dökülen yalanlar, kulağımda mor bir leke gibi dağılıyor. Merdivenleri çıkarken basamaklar gıcırdamaz; her adımda bir turuncu kıvılcım çakar karanlığa. Sanatı galerilere hapsedenler bilmez; gerçek sanat, tiner kokulu bir arka sokakta, bir çocuğun hayalindeki o hırçın çığlıktır.
Zamanın bir kokusu var; eski kitap sayfaları ve taze dökülmüş beton karışımı. Ay doğmayı bırakmaz dediğimde, o gümüşün soğukluğunu parmak uçlarında hisset. Güneşin sessizliği sapsarı bir ağırlıktır, omuzlarına biner. Ama biz susmayacağız. Biz, renklerin sesini duyan, seslerin rengini boyayan o isimsiz ordunun son radyolarıyız.
Kapat gözlerini artık. Bu şarkı bittiğinde ağzında toprak tadı, kulağında mavi bir titreşim kalmışsa... işte o zaman başardık demektir. Dünya koca bir yalan, biz ise o yalanın içindeki en dürüst frekansız. Sessizliği dinle; onun bile bir rengi var, değil mi?
Bu metni bir beat (ritim) üzerine okumak istersen, hangi kısımlarda hızlanman gerektiğini belirleyebiliriz. Başka bir değişiklik istersen buradayım!