Neye benzetsem şu hayatı?
Bir kayık işte…
Demir almış sabahleyin
Ve gözden kaybolmuş,
Ardında iz bırakmadan
Şu koskoca dünya bile
Tükenebilir kazıla kazıla
Bu dünyada
Sonuna erişemediğimiz
Yalnız sevda
Sorma
Feryat-figan
Ağustos böceğinde
Sevdadan yanıp-tutuşmalar
Kavrulur da aşktan pervane
Ne sesi, ne soluğu çıkar.
Sorma
Sorma
Ne günler ne aylar geçirdim
Ama nasıl, boşu boşuna, O bir şey değil de
Baharda çiçekleri seyretmeye
Öyle az vakit ayırdım ki,
sorma…
Sorma
Dileğim şu ki
Baharda, ikinci ayın
On beşinci gecesi
Kiraz çiçeklerinin altında
Kapatayım gözlerimi.
Ne acınacak hali vardı
Şu sıska orkidenin.
Ama tomurcuklandı işte
Sorma
Sorma
Yaşadığım yerde
Adamdan çok
Bostan korkuluğu var nedense
Sorma
Sorma
Çürüyüp gitmiş
Yakacak odun bile çıkmaz
Bu bostan korkuluğundan…
Sorma
Sorma
Gökyüzü
Yeryüzü
Dilencinin yazlık urbası.
Eriğin çiçekli dalı
Kendisini kıran adama
Uzatıyor kokusunu…
Sorma sorma sorma sus
Sorma
Bir iplik
Geçirebilseydim de
Gözyaşlarımın içinden;
Sana bir gerdanlık
Yapabilseydim keşke…
Sorma
Neye benzetsem şu hayatı?
Bir kayık işte…
Demir almış sabahleyin
Ve gözden kaybolmuş,
Ardında iz bırakmadan
Sorma sorma sormaaa